Prof. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ: Neo Liberalizm Eksenindeki CHP’deki Değişim Dönüşüm Arayışlarına Alternatif Öneri: İlerici- Kalkınmacı Model – 2023

Merhaba,

Muhalefetin lokomotif partisi CHP’nde seçimin yenilgisi ardından ortaya çıkan değişim- dönüşüm arayışları, dünyadaki Neo Liberal düzenin sürdürülüp sürdürülemeyeceğine bağlıdır…

Seçim sonrası Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı’na gelmesini alkışlayan, Mehmet Şimşek’e “Hepimiz Yardım Etmeliyiz” kampanyasını başlatan ve bu kampanyayı genişleten kesimlerin muhalefetin olası bir iktidarında ekonominin belli başlı görevlerine gelecek ekonomistlerden ve siyasetçilerden oluşması, muhalefetin ekonomi politikalarının da Neo liberal ekonomi politikaları ekseninde oluşacağını ortaya koymaktadır.

Mehmet Şimşek politikaları, Eylül 2021’den bu yana uygulanan “Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik kopuş, heterodoks yaklaşımı”ndan “Rasyonel Politikalara” dönüş olarak düşünülse de Neo Liberal düzenin ortaya koymuş olduğu “Ortodoks İstikrar Politikaları”nı içereceği çok açıktır.

CHP medyasının ve ekonomistlerinin Mehmet Şimşek hayranlığı, CHP’sinin seçim yenilgisi sonrası gündeme gelen değişim-dönüşüm isteklerinde ne derece yer bulmalı sorusunu tartışmak gerekir. 1990’larda başlayıp 2000’lerin sonuna kadar baş tacı edilen Neo Liberalizm sağ-sol partilerde hala baş tacı ediliyor mu?

CHP’sinin değişim-dönüşümünü dünyanın genel eğiliminden kopuk düşünmek olanaksızdır. Bu düzelmede dünyaya öncülük eden Neo Liberal düzenin 1990 sonrası gelişimi ile Türkiye’nin değişimini Merkez Sağ-Sol odaklı incelemek gerekir. Bu bağlamda, Neo Liberal düzen ve arayışlarına dünyada özellikle ABD’deki Merkez Sağ- Sol eksenli arayışlar ve Türkiye’nin Merkez Sağ partisi AK Parti ile Merkez Sol partisi CHP’nin duruşlarını irdelemekte yarar vardır.

a) Dünya’da ve Türkiye’de Neo Liberal Politikalar Eksenli Sağ-Sol Benzeşmesi

Neo Liberal politikalar demeti, 1990’lı ve 2000’li yıllarda tüm dünyayı kuşatmış ve sağ ve sol partiler arasında da çok önemli farkları oldukça azaltmıştır. Sağ ve sol partilerin ekonomi politikalarında Washington ve Post Washington Uzlaşıları temel belirleyici olmuştur. Merkez ülkelerde Bill Clinton ve Tony Blair gibi isimlerin liderliğindeki liberal ve merkez sol partilerin, Neo Liberalizmin temellerini bir hayatta kalma meselesi olarak benimsemesi, çevre ülkelerde “Liberal Sol İktisatçıları”, sol-sosyalist partilerin içinde olmasına yol açtı. Bu kaçınılmaz süreç Türkiye’de de Sol-Sosyalist partileri etkiledi. 1990’lı yıllarda Baykal’ın CHP’sindeki “Yeni Sol” söylemi de Neo Liberal temeller üzerine kurulmuş; ancak CHP 1999 seçimlerinde baraj altı kalmıştır.

Şubat 2001 Krizi sürecinde, Neo Liberal paradigmanın oluşturulmasında ve geliştirilmesinde önemli katkıları olan Kemal Derviş kurtarıcı olarak Türkiye’ye gelmiş; 2002 seçimlerine giden süreçte CHP’ne üye olmuştur. Diğer tarafta, Tayyip Erdoğan ve arkadaşları “Millî Görüş Gömleğini” çıkarıp Neo Liberal politikalara yelken açan AK Parti’yi kurmuşlar; Kasım 2002 seçimlerinde de  AK parti  tek başına iktidara gelirken, Kemal Derviş’li CHP de barajı aşıp TBMM’de temsil edilen diğer tek muhalefet partisi olmuştur.

Neo Liberal ekonomik perspektif, A. Smith’in ölçek büyüdükçe iş bölümü ve uzmanlaşmanın artacağı, dolayısıyla verimliliğin artacağı öngörüsüyle, üretim ve ticaret yerini dünyanın herhangi bir yeri olarak nitelendirdi. Bu bağlamda, Offshoring. – Outsourching kavramları odaklı “Küresel Arz-Tedarik Zincirleri”nin üretim ve ticaret yapısında egemen olması için de-regülasyon politikaları egemen kılındı; finansal araçlar çeşitlendirildi ve finansın önündeki tüm engeller kaldırıldı.

Finansal Küreselleşme sürecinin tamamlanıp, finansal araçların çeşitlenip dünyada paranın bollaştığı, ticaret ve büyümenin akıl almaz boyutlarda arttığı süreçte Türkiye’nin AB’ne tam katılım sürecinin başlamasının etkisiyle de 2002- 2007 döneminde Türkiye ortalama %6 büyümüştür. Diğer yandan, sermaye mülkiyet sahipliğindeki değişme ve uygulanan sosyal politikalar bağlamında iyileşmeler sonucu gelir dağılımında göreceli düzelme gerçekleşmiştir. Ekonomideki bu bahar havası, CHP’nin ekonomi politikalarına yansımış, bu politikalara köklü itirazların oluşturulmasını engellemiştir. Bunun da ötesinde CHP’sinde Neo Liberal Politikalar da değişik vurgularla baş tacı edilmiştir.

George W. Bush son dönemi ve erken Obama yıllarının “Büyük Durgunluğu”, Neo Liberal vaatlerin en kötü olasılıkla yalan, en iyi olasılıkla aşırı iyimser olduğunun kesin bir şekilde ortaya çıkardı. Küreselleşme ve serbest ticaret, ABD’de Rust Belt imalat işlerini daha da iyi bir şeyle değiştirmedi. Küresel Tedarik Zincirleri odaklı üretim hem ABD’de hem Avrupa’da işlerin Uzak Doğu Asya’ya kaymasına neden oldu. ABD ve Avrupa’da işlerini yitirenlerin hoşnutsuzluğu arttı. Havalı, sosyal farkındalık yaratma iddiasındaki şirketler, çevrenin bozulmasını durduramadı; aksine bozdu. Kamu hizmetlerinin eğitimden sağlığa birçok hizmetin özelleştirilmesi, bu hizmetleri daha iyi konuma getirmedi hem hizmetlerin niteliği düştü hem de daha pahalıya mal oldu; yalnızca politik bağlantıları olan iş adamlarının karlarını artırdı. Ekonomik büyüme coşkuyla her derde deva olarak sunulurken, ekonomik büyümeden tepedeki bir avuç zengin yararlandı. Teknoloji’deki akıl almaz ilerlemeler alt ve orta gelir gruplarıyla üst gelir grupları arasındaki uçurumu daha da keskinleştirdi.

b) Neo Liberal Politikalara karşı Dünyada Sağ – Solun Hoşnutsuzluğuna karşı, Değişen AK Parti, Değişmeyen CHP

Neo Liberalizmin vaat ettikleri ile sundukları arasındaki fark açıldıkça dünyada liberal merkez Sol ile liberal sağ partilere ve politikalarına hoşnutsuzluk giderek arttı. Özellikle ABD’de Clinton solculuğuna karşı, Occupy Wall Street (Wall Street’i işgal et) Hareketi, Black Lives Matter (Siyahların Yaşamları Değerlidir) Hareketi, Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez öncülüğünde Amerikan Demokratik hareketi gelişirken, geleneksel Cumhuriyetçilere karşı da Donald Trump’ın yaklaşımları ön plana çıktı. Demokrat Parti’de Hillary Clinton’un aday olmasıyla, ABD’deki Merkez’den bu kaçış Donald Trump’ın ABD’de başkan seçilmesini sağladı.

Tüm bu hareketler ideolojik olarak farklı olsa da temel ortak noktaları, Neo Liberal ekonomi politikalarına karşı olmalarıydı. İlerici veya sol gruplar, serbest piyasaların her şeyi düzelttiği, suç, yoksulluk ve iklim değişikliği gibi sorunları çözen, yenilikleri teşvik eden bir dalga yaratacağına dair başarısız vaatleri reddettiler. Trumpizm olarak adlandırılan Milliyetçi Sağ ise küreselleşme, enternasyonalizm ve kozmopolit sosyal tutumlar gibi temel Neo Liberal fikirleri dar görüşlü, milliyetçi ve “geleneksel” görüşler lehine giderek daha fazla reddetti.

ABD’de ortaya çıkan milliyetçi bir sağ siyaset markası, kendisini açgözlü seçkinlere karşı güçsüzlerin koruyucusu olarak ilan etti ve bu akım Birleşik Krallık ‘ta Brexit ve diğer birçok ülkede sağcı milliyetçi hareketlerle doruğa ulaştı.

Türkiye’nin sağ siyasetini temsil eden AK Parti dünyadaki Neo Liberal politikaların hoşnutsuzluğunu gördü ve 2002’den beri uyguladığı Neo Liberal politikaları 2016 Darbe Girişimini de fırsat bilerek terk etme yoluna gitti. AK Parti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş sürecinde ve sonrasında da MHP ile giriştiği ittifak yardımıyla da milliyetçi söylemleri önceleyen bir yapıya dönüştü. Bu bağlamda, AK Parti, Türkiye’de yükselen Milliyetçi Sağ Blokun Hegemon partisi konumuna geldi. Tayyip Erdoğan da benzer bir biçimde kendisini açgözlü seçkinlere karşı güçsüzlerin koruyucusu olarak ilan etti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk Maliye ve Hazine Bakanı Damat Berat Albayrak politikaları Milliyetçi Sağ Ekonomi Politikaları ile bezenmiş bir politika demeti idi.

Türkiye’nin sol siyasetini temsil eden CHP ise Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2018 yılında muhafazakâr aydınlarla buluşmasında söylediği “Sol düşünce arkaik bir düşüncedir. Zaten sağ- sol diye bir şey de kalmamıştır.” ifadesinde kendisini bulmuştur. Bu söylemle, Baykal’lı CHP’nin dillendirdiği Clinton- Blair Merkez Sol yaklaşımının da gerisinde Neo Liberal politikalar demetin savunucusu olduğunu da göstermiştir. Nitekim CHP’sinin, başkan adayının aksine 2018 seçimlerindeki ekonomi politikalar demeti ve en büyük projesi olan “Anadolu Kalkınma Kuşakları ve Merkez Türkiye projeleri” Neo Liberal modelin geliştirdiği “Küresel Tedarik Zincirleri”nin fabrikasyon ya da lojistik aşamasına talip olarak, Türkiye’nin ucuz işgücünü dünyaya özellikle de Avrupa’ya sunmaktı.

c) Covid-19 Salgını Sonrası Değişen Küresel Dünya Düzeninde Sol’un Yeni İşlevini İçselleştirmek yerine Neo Liberalizme Savrulan CHP

Covid-19 salgını, küresel kapitalizmin ortaya çıkardığı sonuçları sorgulanır hale getirdi ve işlerin hiç de iyi gitmediğini bir ölçüde kanıtladı. Birçok ülkede salgından kapanma politikaları, ekonomik kapanmaya neden oldu. Bu süreç piyasaları ve insanları kaosa sürükledi. Ekonomik büyüme daraldı, üretim birçok alanda durma noktasına geldi, uluslararası ticaret dip noktaları gördü, insan haraketliliği neredeyse durdu, çalışanların çoğu ofislerden evlere taşındı, birçoğu da işini kaybetti. Salgınla başlayan arayışlar arttı. Küresel Elitlerin oluşturduğu Dünya Ekonomik Formu (WEF), IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar bugünkü kapitalist sistemin Büyük Sıfırlamasını- Great Reset- gündeme getirdiler ve Covid-19 salgınını da bunu gerçekleştirmek için bir şans olarak gördüler. Covid-19 salgını sürecinde, özellikle 1990 sonrası dönemde küresel kapitalistlerin oluşturduğu küresel değer ya da mal tedarik zincirlerindeki kopmalar ve aksamalar, küresel sorunlara küresel yanıtların hızlıca verilememesi vb. sorunlar Küresel kapitalizmin Neo Liberal politikalarında köklü değişikliklerin yapılması gerekliliğini ortaya koydu. Çok önceleri yenilen enflasyon, dünyanın korkulu rüyası haline dönüştü. Enflasyonu önleme adına, dünyanın önde gelen ülkelerinin Merkez Bankaları, faiz artırımlarına giriştiler.

3 Kasım 2020 ABD Başkanlık seçiminde Milliyetçi Sağın Lideri Trump’a karşı Demokrat Biden’ın seçimi kazanması sonrası dönemde, Biden Yönetiminin uyguladığı ekonomi politikaları Milliyetçi Otoriter Sağ’ın gerilmesine yol açarken, Neo Liberalizme karşı yeni ilerici bir modeli de ortaya koymaktaydı. Nitekim Covid-19 Salgını sonrası dünyadaki ekonomik sorunlara bakış, Neo Liberal perspektifin dışında bir değişimi öngörmekteydi. Küresel Arz-Tedarik Zincirlerindeki önemli kopmalar ve gecikmeler, daha yakın alanlardaki üretim ve ticaret olgusunu ortaya çıkardı. Dünyanın farklı bölgelerine yayılan üretim alanları yerine birbirine yakın üretim alanlarına öncelik veren yeni bir üretim ve ticaret modeli daha tercih edilir hale geldi. Biden Yönetimi, bir trilyon doların üzerinde altyapı da dahil olmak üzere yatırım bütçesi oluşturdu. Bu yatırım bütçesi daha güvenli, daha güçlü tedarik zincirleri oluşturma kararlarıydı. Bu çerçevede, yarı iletkenlerden rüzgâra ve güneşe, arabalara ve pillere kadar her şeyi, ağırlıklı olarak ABD’de üretimi teşvik ederek, ABD dışına offshore edilen işleri, ABD’ne reshoring – işleri geri çağırma- etme planıydı. Diğer yandan Covid-19 Salgını sırasında ve sonrasında Biden yönetimi, trilyonlarca doları başarıyla doğrudan Amerikalılara ve ailelerine yardım parası olarak aktardı.

Biden Yönetimi enflasyonla mücadele etmede, Ortodoks Neo Liberal Politikanın geleneksel araçları olan Merkez Bankası bağımsızlığı ve bağlamda parasal sıkılaştırma ve faiz artırımını gerekli politik araçlar olarak görmektedir. Diğer yandan da Amerika’da akıllı yatırımları önceleyen, işçileri eğitip güçlendirmeyi hedefleyen ve maliyetleri düşürmek ve küçük işletmelere yardımcı olmak için rekabeti teşvik eden bir ekonomik vizyonu temel almaktadır.

Biden Yönetimi, Neo Liberal verimlilik, büyük işletmeler ve küçük devlet yaklaşımına odaklanmak yerine, ekonomik toparlanma ve insan refahını artırıcı kaynaklara doğrudan odaklandı. Kamu yanlı sanayi politikası yeniden öne çıkarılarak, iklim değişikliğiyle mücadele gibi önemli hedefler seçerek olumlu bir şekilde pazarlar oluşturulması ve bu alanlara özel yatırımı beklemek yerine doğrudan kamu kaynaklarıyla yatırım yaparak, bu alanlara özel sektörü çekecek ortamı oluşturmayı hedefledi. ABD ekonomik verilerine bakıldığında istihdam ve yatırım anlamında paradigma değişikliğinin olumlu sonuçlar verdiği görülmektedir. Nitekim ABD, Covid-19’dan bu yana dünyanın önde gelen ekonomileri arasında en yüksek ekonomik büyümeye sahip ülke oldu ve 13 milyondan fazla istihdam yaratıldı.

Neo Liberal yaklaşımın temel stratejisi olan “Yukarıdan Aşağıya Nasiplenme Ekonomisi (Trickle-down economics)” etkisiyle ekonomiyi büyütme yerine, orta ve alt kesimler eliyle ekonomiyi büyütmeye odaklanmış; insana yatırım yapmak, ekonomi politikalarının ana hedefi haline gelmiştir. Nitekim Hazine Bakanı Janet Yellen’e göre, Yukarıdan Aşağıya Nasiplenme Ekonomisi (Trickle-down economics), yatırımı teşvik etmekte ve istihdam yaratmakta başarısız oldu. Öyle ki bu yaklaşım, ABD sanayisinin dörtte üçünden fazlasında rekabeti azaltarak tepede yoğunlaşmayı ortaya çıkardı. Bu nedenle, ekonominin arz yönlü kapasitesini genişletmek, daha fazla yatırım çekmek ve orta sınıfa yardım etmek için modern bir yaklaşımı benimsedi. Bu modern yaklaşım, insana yatırım yapıldığında ve orta sınıfı güçlendirildiğinde, tüm yurttaşların yararına olan ekonomik büyümenin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

ABD Başkanı Biden ekonomi politikasındaki temel değişiklikleri Neo Liberal bir kopuş olarak nitelendirmekte ve “Birkaç kişiye yardım eden ve çoğu kişiye zarar veren 40 yıllık yanlış ekonomi politikasını tersine çevirmek zaman alacak.” ifadesini kullanırken aynı zamanda da “Zengin ve büyük şirketlere adil paylarını ödeterek vergi kanununu adil hale getirileceğine” vurgu yapmaktadır.

ABD’de İlerici Sol eksenli Neo Liberal düzenden kopuş sürecinin yaşandığı bu dönemde, Türkiye’de Milliyetçi Sağ iktidarda Eylül 2021’de dünya enflasyonu önlemede faiz artırımını konuştuğu bir ortamda, faiz indirimlerine giderek ekonomide kredi genişlemesiyle büyüme modeline yönelmiş, 2016 sonrası Neo Liberal düzenden, Milliyetçi Sağ’a yönelimi, farklı bir aşamaya taşıma gayretine girişmiştir.  Milliyetçi Sağ’a yönelimin bu aşaması, Türk lirasının aşırı değer kaybına, tüketim patlamasına ve enflasyonda çok önemli sıçramaya yol açmış; TL’nin değer kaybını önlemeye yönelik Kur Korumalı Mevduat (KKM) çıkarılmış, daha sonraki süreçte de TL’nin değerinde istikrar sağlamak için arka kapıdan yaklaşık 200 milyar $ döviz satışı gerçekleşmiştir. Ekonomin iç ve dış dengesi bozulmuş, tarihsel iç ve dış açıklar oluşmuştur.

Ekonomik tüm dengelerin alt üst olduğu bu süreçte, Türkiye’nin sol siyasetini temsil eden CHP, tarumar edilmiş ekonomiye, alternatif ilerici sol ekonomi politikaları geliştirmek yerine AK Parti’nin Neo Liberal kadrolarının kurduğu DEVA ve GELECEK Partilerinin de içinde olduğu “Altılı Masa Muhalefet Bloku” oluşturmuş ve önceliği soyut anayasa tartışmalarına vermiş, çok önemli bir zamanı boşa harcamıştır. Seçime 3,5 ay kala bu blokun hazırlayıp açıkladığı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni”, içinde ekonomi politika ve hedeflerine yer verilmiş; politika ve hedefler ortak mutabakat metni gereği eklettik, yer yer birbirleriyle de çelişen ama özünde Neo Liberal bir perspektife sahiptir. Bu Neo Liberal özü korumanın yanında, sosyal politikalara yer veren metin ayrıntılı incelendiğinde, olsa olsa “Sol Neo Liberalizm” olarak adlandırılan bir bakış açısını bile ortaya koymamaktadır. Çünkü bu bakış açısı, piyasa yanlısı ama aynı zamanda yeniden dağıtım yanlısı bir politika yönelimine sahiptir. Bu politika metninde, Küresel Tedarik Zincirlerine özel önem atfedilmiş, nihai ürün üretme ve lojistik-depolama aşaması sayesinde ihracatın 500 milyar $ hedefi belirlenmiştir. Neo Liberal yaklaşımın temel stratejisi olan “Yukarıdan Aşağıya Nasiplenme Ekonomisi (Trickle-down economics) egemendir. Yani zenginleri daha zenginler yaparsanız, zenginlerin yanında çalışarak, harcamasından nasiplenerek yoksulların da karnı doyar yaklaşımı egemen kılınmış; orta ve alt gelir grupları lehine yeniden dağıtım mekanizmasına bile yer verilmemiş; sosyal politikalar, aile sigortası kapsamına indirgenmiş ve serbest piyasanın dışladığı insanları sisteme yeniden katmayı amaçlayan alt gelir gruplarına doğrudan sosyal destek politikası ana hedef olarak seçilmiştir. Tüm bunlar düşünüldüğünde, CHP’sinin oluşturduğu muhalefet Bloku’ndaki AK Parti’nin Neo Liberal döneminin artıkları sayesinde, Covid-19 Salgını Sonrası Değişen Küresel Dünya Düzeninde Sol’un Yeni İşlevini İçselleştirememiş, dünyada eskimiş Neo Liberalizme Savrulmuştur. Bu savrulmayı dengeleme adına Cumhurbaşkanı adayı, emekliye 15 Bin TL emekli ikramiyesi gibi metin dışında yer alan palyatif “Popülist” söylemler geliştirme zorunda kalmıştır. Bu söylemler de sonucu değiştirmemiş; bütün dengeleri alt üst olmuş ekonomide hem Cumhurbaşkanlığı hem de TBMM seçimleri kaybedilmiştir.

Seçimi kazanan Milliyetçi Sağ iktidarın, sıkıştığı köşeden çıkması için bakan seçimi ve Merkez Bankası değişikliği gerçekleştirmiştir. Bu değişikliği alkışlayan, Mehmet Şimşek’e “Hepimiz Yardım Etmeliyiz” kampanyasını başlatan ve bu kampanyayı genişleten kesimlerin muhalefet basınının önemli kesiminin olmasının temel nedeni, görüldüğü gibi, muhalefetin ekonomi politikalarının da Neo liberal ekonomi politikaları ekseninde oluşması nedeniyledir.

d) Dönüşen -Değişen CHP’nin Sol Ekonomi Politikaları: İlerici Kalkınmacı Model

CHP’de seçim yenilgisi sonrası başlayan değişim- dönüşüm tartışmalarının ekonomi ayağı, 1990’lı yıllardan bu yana ortaya koyduğu Neo Liberal ya da Sol Neo Liberalizm politik önermelerinden koparak, 2020 sonrası dönemde, küresel dünya düzenindeki değişiklikleri içselleştiren yeni bir ekonomi politiği ortaya koyması kaçınılmazdır.  Bu çerçevede;

Türkiye’de sağ iktidarların özellikle de bugünkü iktidarın kamu topraklarının kullanılarak zenginleşmeye dayalı inşaatın öncülük ettiği ahbap-çavuş kalkınma modeli terk edilmelidir.

Bunun yerine;

– İlerici-Özgürlükçü- Üretici- Paylaşımcı -Çevreci bir kalkınma modeli uygulanmalıdır.

• Piyasayı benimseyen ancak piyasanın her şeyi düzelteceğine de inanmayan, kamu yatırımlarının öncülük ettiği, özel sektörün yatırım yapmasını beklemek yerine kamu kaynaklarını kullanarak yatırım yapma ve bu yatırımlara özel kesimi de ekleyen etkin ve verimli bir model

• Bireylerin özgürlüğünü önceleyen, haklarını koruyan ve düşünme ve ifade etme özgürlüğünü temel alan bir model

• Bireyle kamu arasında eşit ilişkilere -saygıya dayalı yeni bir toplumsal sözleşmeyi içeren bir model

• Mevcut üretim ve istihdam yapısını değiştiren, bilimi ve yeniliği içselleştiren sanayi ve tarımı önceleyen bir üretici yapıya dönüşümü gerçekleştirecek bir model

• Küresel Tedarik Zincirlerine katılımda “Nihai Ürün Aşaması” ya da lojistik- Depolama faaliyetlerini değil, üretimin yaratım, tasarım aşamalarını önceleyen smart işlere yönelmesini sağlayan

• “Yukarıdan Aşağıya Nasiplenme Ekonomisi (Trickle-down economics) yaklaşımı terk edilerek, orta ve alt kesimlerim doğrudan destekleyen; işçileri eğitip güçlendirmeyi hedefleyen ve maliyetleri düşürmek ve küçük işletmelere yardımcı olmak için rekabeti teşvik eden bir ekonomik vizyonu temel alan ekonomik büyüme

• İnsana yatırımı önceleyen, alt sınıfı orta sınıfa çıkarmayı hedefleyen; orta sınıfı güçlendiren kamucu politikalara yönelme

1. Kişi temelli yoksulluk giderici politikaların yanında çevresel yoksulluğu da yok etmek

2. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve barınma hakkının olabildiğince kamu alanına çekilmesi

• Adil davranan Fırsat eşitliğini sağlayan ve olabildiğince adil paylaşan bir model

• Çevreyi geleceğimiz olarak gören bir model

 

Prof. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ

 


İLGİLİ HABERProf. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ: Neo Liberal Düzene Karşı Yeni Bir Toplumsal SözleşmeProf. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ: Neo Liberal Düzene Karşı Yeni Bir Toplumsal Sözleşme

İLGİLİ HABERProf. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ: TÜRKİYE “YENİ ÇİN” OLDU MU?Prof. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ: TÜRKİYE “YENİ ÇİN” OLDU MU?

İLGİLİ HABERProf. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ: DÜNYA STAGFLASYONA KOŞARKEN, TÜRKİYE’DE REEL DARALMA VE FİNANSAL KRİZ OLASILIĞIProf. Dr. Tahsin BAKIRTAŞ: DÜNYA STAGFLASYONA KOŞARKEN, TÜRKİYE’DE REEL DARALMA VE FİNANSAL KRİZ OLASILIĞI


Umuyoruz ilginizi çeken, güzel bir içerik sunabilmişizdir.

İçeriğimizi oylayın post

Yorum yapın